Kafkas J Med Sci: 5 (3)
Cilt: 5  Sayı: 3 - 2015
Özetleri Gizle | << Geri
ORIJINAL ARAŞTıRMA MAKALESI
1.
Kalp Damar Cerrahisi Yoğun Bakım Ünitesinde Tedavi Gören Hastaların Algıladıkları Çevresel Stresörler
Perception of Environmental Stressors by Critical Care Patients Treated in Cardiovascular Surgery Intensive Care Unit
Yeşim Yaman Aktaş, Neziha Karabulut, Durdane Yılmaz, Ayşe Sevde Özkan
doi: 10.5505/kjms.2015.29591  Sayfalar 81 - 86
AMAÇ
Kalp damar cerrahisi yoğun bakım ünitesinde tedavi gören hastaların algıladıkları çevresel stresörleri belirlemek.
YÖNTEM
Bu çalışma tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini Ekim 2013-Ocak 2014 tarihleri arasında kalp damar cerrahisi yoğun bakım ünitesinde tedavi gören 75 hasta oluşturmuştur. Araştırmada veriler araştırmacı tarafından geliştirilen “Hasta Tanıtım Formu” ve “Yoğun Bakım Ünitesinde Çevresel Stresörler Ölçeği” kullanılarak toplandı. Veriler yüzdelik, ortalama, standart sapma, t testi ve Mann-Whitney U testi kullanılarak analiz edildi.
BULGULAR
Araştırmada sırasıyla ağrı, uyuyamama, mahremiyetin kaybı ve eşini özleme en önemli stresörler olarak saptandı. Çevresel stres ölçek puan ortalaması 86.70±2.73’dü ve bu puan yaş, cinsiyet, medeni durum ve eğitim durumundan etkilenmiyordu (p>0.05).
SONUÇ
Kalp damar cerrahisi yoğun bakım ünitesinde tedavi gören hastaların algıladıkları çevresel stresörler ağrı, uyuyamama, mahremiyetin olmaması, ve eşini özlemedir. Ancak, algılanan stres düzeyi genel ortalamadan düşüktür.
AIM
To determine the environmental stressors perceived by patients treated in cardiovascular surgery intensive care unit.
METHODS
This study was a descriptive research. The sample of the study consisted of the cardiovascular surgery intensive care unit patients (n=75) treated between October 2013 and January 2014. The data was collected using “Patient Questionnaire” developed by the researchers and “Intensive Care Unit Environmental Stressor Scale (ICUESS)”. The data was analyzed using percentage, mean, standard deviation, t test and Mann-Whitney U test.
RESULTS
Pain, sleeplessness, loss of privacy and missing her/his partner were the main stressors determined in the study. The mean ICUESS score was 86.70±2.73 and age, gender, marital status and educational level did not affect the score (p>0.05).
CONCLUSION
Pain, sleeplessness, loss of privacy and missing her/his partner were the main stressors perceived by the patients treated in the intensive care unit. However, perceived stress levels are lower than the general averages.

TAM DERGI
2.
Tam dergi
Full issue
Nergiz Hüseyinoğlu
Sayfalar 81 - 126
Makale Özeti | Tam Metin PDF

ORIJINAL ARAŞTıRMA MAKALESI
3.
Kars ilinde çiftçilerin zoonotik hastalıklara yönelik bilgi-tutum-davranışlarının değerlendirilmesi
Evaluation of farmers’ knowledge-attitude-practice about zoonotic diseases in Kars, Turkey
Hülya Çakmur, Leyla Akoğlu, Esra Kahraman, Mustafa Atasever
doi: 10.5505/kjms.2015.83436  Sayfalar 87 - 93
AMAÇ
Zoonoz hastalıklar, toplum kökenli enfeksiyonların çoğunluğunu oluşturmaktadır. Bu hastalıkların oluşum ve yayılımının önlenmesinde bilgilendirme ve davranış eğitiminin rolü önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Kars ili, Digor ilçesinde, çiftçilerin zoonoz hastalıklarla ilgili bilgi- tutum- davranışlarını incelemektir.
YÖNTEM
Kesitsel, tek merkezli ve prospektif olan bu çalışma 151 çiftçi ile yapılmıştır. Bölgede yaygın olarak tanı alan sekiz zoonoz hastalığa yönelik olarak hazırlanmış, 32 sorudan oluşan anket formu ve 10 sorudan oluşan demografik değerlendirme veri formu kullanılmıştır.
BULGULAR
Çalışma bulguları hayvancılıkla uğraşan çiftçilerin zoonoz hastalıklara ilişkin yeterli bilgi düzeyinin oldukça düşük olduğunu (%21,9), çiftçilerin %87,8’inin bu hastalıklardan korunmak için uygun donanıma sahip olduğunu, ancak %48,1’inin bu bilgi ve tutumu tümüyle davranışlarına yansıtmadıklarını göstermiştir. Yüksek eğitim düzeyi ve bilgi, az çocuk sayısı ve tutum, yüksek aylık gelir ve davranış arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Aynı bireylere, zoonoz hastalıklara ilişkin bilgilendirici ve davranış değişikliği oluşturabilecek eğitim verilmesi gerektiği görülmüştür.
SONUÇ
Bu çalışmanın, bölge gereksinimlerine yönelik halk sağlığı ve veterinerlik hizmetlerinin geliştirilmesini planlamada önemli katkı sunacağına inanılmaktadır.
AIM
Zoonotic diseases constitute the majority of the community acquired infections. For the prevention of emerge and spread of the zoonotic diseases, providing information and behavioral training have important roles. The purpose of this study is to determine the knowledge, attitude and practice of Turkish livestock farmers in Digor, Kars.
METHODS
This cross-sectional, single center, prospective survey was conducted with 151 farmers. A survey form consisting of 32 questions and a demographic evaluation data form consisting of 10 questions were used to investigate eight zoonotic diseases diagnosed commonly in the region.
RESULTS
The results of the study showed that the sufficient knowledge level percentage of livestock farmers are very low (21.9%), 87.8% of farmers had the appropriate equipment regarding protection from zoonotic diseases; but 48.1% of the farmers couldn’t totally reflect this knowledge and attitude on their practices. A statistically significant positive difference was determined between high education level and knowledge, fewer children number and attitude, high monthly income and practice. It was observed that it is necessary to provide training which is informative and which may insure a change in the practices regarding zoonotic diseases for the same individuals.
Conclusion
It is believed that this study will contribute considerably in planning the development of public health and veterinary services based on regional needs.

4.
Cerrahi hastalarda düşme riski
Risks of Falling in Surgical Patients
Zeynep Karaman Özlü, Ayşegül Yayla, Nadiye Özer, Kenan Gümüş, Semra Erdağı, Zeynep Kaya
doi: 10.5505/kjms.2015.19870  Sayfalar 94 - 99
AMAÇ
Bu çalışmanın amacı cerrahi hastalarında düşme risklerini belirlemekti.
YÖNTEM
Bu kesitsel çalışmada Şubat ve Mart 2013 tarihleri arasında farklı cerrahi klinte yatan 228 hasta yer aldı. Veriler tanımlayıcı veri anket formu ve Itaki düşme riski değerlendirme Skalası kullanılarak toplandı. Veriler sayı ve oranlar kullanılarak sunuldu. Karşılaştırmalarda ki-kare testi kullanıldı.
BULGULAR
Cerrahi hastalarda düşme riski %67,7’ydi. Hastaların %37,2’si 65 yaştan büyük, %6,6’sının son bir ayda düşme öyküsü, %44,4’ünün kronik hastalığı, %35,8’inin fiziksel destek ihtiyacı, %38,52inin dörtten fazla ilaç kullanımı ve %27.42ünün son bir haftada riskli bir ilaç kullanım öyküsü vardı. Ameliyat öncesine göre ameliyat sonrası düşme riski daha yüksekti. Yaş grupları, eğitim ya da medeni duruma göre karşılaştırmalar düşme riskini değiştirmedi.
SONUÇLAR
Düşme riski, özellikle ameliyat sonrası, çoklu ilaç kullanan ortopedi problemleri olan hastalar da olmak üzere, cerrahi hastalarda yüksektir.
AIM
The aim of this study was to determine the risks of falling in surgical patients.
METHODS
This cross sectional study included 288 surgical patients hospitalized in various surgical clinics between February and March 2013. The data was collected by using a demographic data survey form and Itaki Fall Risk Assessment Scale. The data was presented with number and percentage. Comparisons were performed by using chi-square test.
RESULTS
The fall risk was found in 67.7 % of surgical patients and 37.2% of them were over 65 years, 6.6% had a history of falling during the previous month, 44.4% had a chronic disease, 35.8% required physical support, 38.5% used more than four drugs and 27.4% used one risky medication during the previous week. Fall risks were higher at the postoperative period in comparison with the preoperative period. Comparison depending on age groups, education or marital status did not change fall risks.
CONCLUSIONS
Fall risk is higher in surgical patients, particularly during postoperative period in patients with orthopedic problems and using multiple drugs.

5.
Rize İli Akciğer Kanserli Hastaların Epidemiyolojik Ve Klinik Özellikleri
Epidemiological And Clinical Characteristics Of Lung Cancer Patients at the City of Rize
Yasin Sayıcı, Fatih Demircioğlu, Fatih Göksel, Savaş Karyağar, Aziz Gümüş
doi: 10.5505/kjms.2015.59455  Sayfalar 100 - 104
Giriş: Akciğer kanserini etkileyen birçok faktör vardır ve bunların belirlenebilmesi geleceğe yönelik akciğer kanseri yönetimine katkı sağlayacaktır. Bu doğrultuda hastanemize başvuran akciğer kanseri hastalarının epidemiyolojik ve klinik özellikleri incelenmiştir.
Yöntem: Çalışmada 06.07.2011-16.03.2013 tarihleri arasında Rize RTE Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi onkoloji polikliniğimizde tedavi uygulanan 87 akciğer kanserli hastada tanı anındaki yaş, cinsiyet, sigara içim öyküsü, performans durumları, tanı yöntemi, histopatolojik tanıları, hastalığın evresi, kan tetkiklerinde lökosit, trombosit, lenfosit, laktat dehidrogenaz, protein ve albumin değerleri, uygulanan kemoterapi ajanlarından elde edilen yanıtlar, metastaz-nüks varlığı verileri retrospektif olarak incelenmiştir.
Bulgular: Hastaların %95,4’ü erkek, %4,6’sı kadındı. Hastaların yaş ortalamaları 61,49’du. Seksen hasta sigara kullanırken, 7 hasta sigara kullanıcısı değildi. Tanı amacıyla en sık bronkoskopik biyopsi (%48,3), sonra transtorasik iğne biyopsisi (%23) kullanıldı. Histopatolojik değerlendirmede %24,1 küçük hücreli akciğer kanseri, %75,9 küçük hücre dışı akciğer kanseri saptandı. Küçük hücre dışı akciğer kanserlerin %56,1’i skuamoz hücreli akciğer kanseriydi. Tüm akciğer kanserli hastaların 17’si Evre I-II, 70’i Evre III-IV’dü. Evre III-IV hastalarda istatistiksel olarak anlamlı performans düşüklüğü saptandı (p=0.012). Evre IV hastalarda laktat dehidrogenaz düzeyi, evre I-II’lere göre anlamlı düzeyde yüksek (p=0.017) saptandı. Metastatik hastaların %37,5’i küçük hücreli akciğer kanseri, %31,3’ü skuamoz hücreli kanser, %20,8’i adenokanser tanılıydı.
Sonuç: Bölge akciğer kanseri hastaları verilerimiz genel olarak ulusal ve uluslararası kaynaklarla uyumludur.
AIM: There are many factors affecting lung cancer and their determination will contribute to the successful management of lung cancer in the future. In this regard, epidemiological and clinical characteristics of lung cancer patients admitted to our hospital are analyzed.
Methods: The data of 87 lung cancer patients who admitted to our oncology clinic at Rize RTE University Training and Research Hospital between 06.07.2011 and 16.03.2013 were evaluated, retrospectively. Age at diagnosis, gender, smoking history, performance status, diagnostic methods, histopathologic diagnosis, tumor stage and blood tests with regard to white blood cell, platelet and lymphocyte counts, lactate dehydrogenase, protein and albumin values were all searched. Response to chemotherapeutic agents used and the presence of metastasis-recurrence for each patient were also checked.
Results: 95.4% and 4.6% of patients were men and women, respectively. Mean age was 61.49. Eighty patients had smoking history while seven did not. Bronchoscopic biopsy (48.3%) and transthoracic needle biopsy (23%) were the most common diagnostic methods. Small cell lung cancer and non-small cell lung cancer in 24.1% and 75.9% of the patients, respectively, were identified on histopathologic evaluation. 56.1% of non-small cell lung cancer was squamous cell carcinoma. Seventeen of the tumors were grade I-II and 70 were grade III-IV. Significant decrease in performance status was detected in patients having grade III-IV tumors (p=0.012). Lactate dehydrogenase level was significantly higher in patients with grade IV than those with grade I-II tumors (p=0.017). Histopathological diagnosis was small cell lung cancer, squamous cell carcinoma and adenocarcinoma in 37.5%, 31.3% and 20.8% of the patients having metastatic tumors, respectively.
Conclusion: Our data was compatible with general national and international sources.

6.
Preoperatif Kırmızı Küre Dağılım Genişliği ile Mide Kanseri Ameliyat Sonrası Erken Dönem Ölüm İlişkisi
The Relation Between Preoperative Red Cell Distribution Width and Early Postoperative Mortality in Patients with Gastric Cancer
Gülay Özgehan, Ali Cihat Yıldırım, İnanç İmamoğlu, Turgut Anuk, Hakan Güzel, İsmail Emre Gökce, Burak İrem, Saygı Gülkan
doi: 10.5505/kjms.2015.32657  Sayfalar 105 - 108
AMAÇ
Çalışmamızda mide kanserli hastalarda ameliyat öncesi eritrosit dağılım genişliği ölçümünün, postoperatif ilk 30 gündeki erken dönemde mortaliteyi öngörüp göremeyeceğini araştırmayı amaçladık.
YÖNTEM
Ocak 2013 ve Kasım 2014 arasında ameliyat edilen mide kanseri olan hastaların kayıtları retrospektif olarak incelendi. 137 hastadan 116 tanesi çalışma için uygun görüldü ve iki gruba ayrıldılar: Grup 1 ameliyat sonrası ilk ay içinde ölenleri içerirken, Grup 2 sağ kalan hastaları içeriyordu.
Tanımsal değişkenlere ek olarak, tümör özellikleri ve kırmızı küre dağılım genişliği de gruplar arasında karşılaştırıldı. P değerinin anlamlılığı için <0.05 değeri kullanıldı.
BULGULAR
Hastaların ortanca yaşı 64’dü. Erkek/kadın oranı 1,9’du. Tümörler çoğunlukla midenin son üçte birlik bölümündeydi ve çoğunlukla adenokanserdi.
Yüz on altı hastadan 21’i (Grup 1) ilk 30 gün içinde öldüler. Ortalama kırmızı küre dağılım genişliği değeri Grup 1’de anlamlı olarak Grup 2’den daha yüksekti (p=0.002). ROC eğrisi analizi; kırmızı küre dağılım genişliği için 14,75 kesim noktası değerinin mide kanseri için ameliyat sonrası ölümü öngörebilmede sırasıyla %66,7 ve %67,4 duyarlılık ve özgüllüğe sahip olduğunu gösterdi.
SONUÇ
Ameliyat öncesi kırmızı küre dağılım genişliğinin artması, mide kanseri hastalarında ameliyat sonrası ölümü öngörebiliyor gibi görülmektedir.
AIM
In our study we aimed to investigate whether the preoperative red cell distribution width measurement can predict the early postoperative mortality within the first 30 days in patients with gastric cancer.
METHODS
The records of gastric cancer patients operated between January 2013 and November 2014 were retrospectively analyzed. Of the 137 operations, 116 were eligible for the study and allocated into two groups; Group 1 included the patients died within the first month after operation and Group 2 included the survived patients.
Besides the demographics, tumor characteristics and red cell distribution width were compared between groups. P<0.05 was set as the significance level.
RESULTS
The median age of the patients was 64. Male/female ratio was 1.9. The tumors were commonly localized at the distal one third of the stomach and most of them were adenocarcinoma.
Of the 116 patients, 21 died (Group 1) within the first 30 days of postoperative period. Mean red cell distribution width value in Group 1 was significantly higher than in Group 2 (p: 0.002). ROC curve analysis revealed that the cut-off value of 14.75 for red cell distribution width has a sensitivity and specificity of 66.7% and 67.4%, respectively, to predict the early postoperative mortality in gastric cancer patients.
CONLUSION
It seems that the rise in preoperative red cell distribution width can predict the early postoperative mortality in patients diagnosed with gastric cancer.

DERLEME
7.
Endometrioziste Yeni Medikal Tedavi Yöntemleri
Novel Medical Treatment Modalities of Endometriosis
Gulsum Uysal, Fulya Caglı, Huseyin Aksoy, Ulku Aksoy, Basak Cıngıllıoglu, Eda Karakılıc, Gokhan Acmaz
doi: 10.5505/kjms.2015.24572  Sayfalar 109 - 119
Endometriozis üreme çağındaki kadınların %6 -10 ‘nu etkileyen infertilite ve pelvik ağrıya neden olan yaygın görülen jinekolojik bir durumdur. İnfertil kadınların % 20-50 sinde, kronik pelvik ağrısı olan kadınların ise %20-70 ‘inde görülür. Endometriozis tedavisi her zaman klinik açıdan zor bir durum olmakla beraber tam şifa ile sonlanan bir tedavi seçeneği yoktur.
Endometriosis tedavisi medikal ve cerrahi ya da her ikisinin beraber kullanımı şeklinde sınıflandırılabilir. Tedavide birçok farklı medikal ajanlar kullanılabilir. En sık kullanılan medikal ajanlar non-sterod antiinflamatuar ilaçlar, analjezikler, gestajen ve türevleri, kombine oral kontraseptifler ve son zamanlarda levonorgestrel içeren rahim içi araçlardır. Kullanımda olan birçok farmakolojik tedavi seçeneği olmasına rağmen, hiçbiri tam anlamıyla başarı sağlamamaktadır. Çeşitli yeni medikal tedavi ajanları klinik denemelerden geçmektedir. Bu derlemenin amacı endometriosis tedavisinde yeni medikal tedavi yöntemlerini tartışmaktır.
Endometriosisis a very common gynecological condition causing infertility and pelvic pain affecting 6%-10% of women at their reproductive ages. The prevalence is 20%-50% and 20%-70% in infertile women and women with chronic pelvic pain, respectively. The treatment of endometriosisis is always challenging for healthcare professionals and there is no curative treatment option for endometriosis.
The treatment options for endometriosis can be classified as medical, surgical or combinations of the two approaches. Different medical agents exist for treatment of endometriosis. The most commonly used of these medical agents are non-steroidal anti-inflammatory drugs, analgesics, gestagens or their derivatives, combined oral contraceptive pills, and more recently the levonorgestrel intrauterine system. Although there are numerous treatment options, available pharmacological treatment options in endometriosis are not fully satisfactory. Numerous new medical treatment agents are currently being tested in clinical trials in different phases. The purpose of the present review is to discuss the new medical treatment modalities in endometriosis.

OLGU SUNUMU VEYA SERISI
8.
Ranunculus Damascenus’un neden olduğu fito kontakt dermatit: Bir olgu sunumu
Phyto contact dermatitis caused by Ranunculus Damascenus: A case report
Ömer Elmas, Okan Kızılyel, Mahmut Sami Metin, Handan Bilen, Mustafa Atasoy
doi: 10.5505/kjms.2015.45087  Sayfalar 120 - 122
Fito kontakt dermatit bitkilerden kaynaklanan bir deri reaksiyonudur. Alerjik kontakt dermatit ve irritan kontakt dermatit bu antitenin en sık nedenleridir. Ranunculaceae, ranunculin içeriğinden dolayı irritan ve toksik potansiyele sahip bir bitki familyasıdır. Eklem ağrısı için dizlerine Ranunculus Damascenus uygulayan ve sonrasında fito kontakt dermatit gelişen 57 yaşında kadın hastayı sunduk. Hasta yara pansumanı, topikal antibiyotikler, sistemik antihistamikler ve kısa süreli sistemik metilprednizolone ile tamamen tedavi edildi. Bildiğimiz kadarıyla bu Ranunculus Damascenus’a bağlı gelişen literatürdeki ikinci olgu sunumudur.
Phyto contact dermatitis is a skin reaction caused by plants. Allergic contact dermatitis and irritant contact dermatitis are the most common forms of the entity. Ranunculaceae is a family of plants that has irritant and toxic potential due to content of ranunculin. We have reported a 57 year-old woman with a phyto contact dermatitis following the application of Ranunculus Damascenus on her knees to relieve the joint pain. The patient was treated completely with wound dressing, topical antibiotics, systemic antihistamines and a short course of systemic methylprednisolone. According to our knowledge this is the second case report of phyto contact dermatitis in literature associated with Ranunculus Damascenus.

9.
Orbital Uzanım Gösteren Frontal Sinus Osteomu: Olgu sunumu
Frontal Sinus Osteoma with Orbital Extension: A Case report
Alper Mete, Halil Hüseyin Çağatay, Can Pamukcu, Sabit Kimyon, Metin Ekinci, Duçem Mete, Nihan Eryegen
doi: 10.5505/kjms.2015.25633  Sayfalar 123 - 126
Elli altı yaşında erkek olgu, 10 yıldır aralıklarla tedaviye cevap vermeyen başağrısı ve son 3 yıldır sol gözde dışa ve aşağı doğru yer değiştirme şikayetleri ile kliniğimize başvurdu. Olgunun oftalmik muayenesinde diplopi ve yukarı bakış kısıtlılığı mevcuttu. Bilgisayarlı tomografi incelemesinde sol frontal sinüsten orbitaya uzanan kitle tespit edildi. Kitle eksize edildi ve yapılan histopatolojik incelemede matür tip osteoma ile uyumlu olduğu tespit edildi. Bu olgu sunumunda, literatürde oldukça nadir olan orbitaya uzanımı olan frontal sinüs osteomalı olgunun tanı ve tedavisi bildirilmiştir.
A 56 years old male presented with a history of intermittent headache for 10 years and protrusion in his left eye to downwards and outwards for last 3 years. Ophthalmological examination revealed diplopia and restriction in upward gaze. Computed Tomography scan showed a mass originating from left frontal sinus with an extension to the orbit. The mass was excised and histopathological examination revealed it is compatible with mature type osteoma. In this report, we presented a case including the diagnosis and treatment of a frontal sinus osteoma with an extension into the orbit which is a very rare clinical entity in existing literature.

 

Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.


Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı Kafkas Tıp Bilimleri Dergisi Editörlüğü
Kars, Türkiye    

Telefon: +90 474 225 11 92 - 93                                    Faks: +90 474 225 11 96

e-mail: edit.tipdergi@gmail.com

Yukarı Git